Abrakadabra - livres et jeux éducatifs en langues étrangères

⚠️

Vous avez ajouté 0 produits à votre panier sans être connecté, si vous quittez le site, votre panier ne sera pas sauvegardé.

⚠️

Elveda Güzel Vatanım


Titre en français : Adieu ma patrie
Auteur :
Ümit, Ahmet

turc
Nombre de pages : 616
Dimensions : 13,5 x 23
Couverture : souple
Thème : intrigue,deuil,Turquie
Editeur :
Yapı Kredi Yayınları

Date d'édition : 2022
Prix TTC :
29,95 €
Réf. :9789750847134

Disponible sur commande


Description

L’automne mélancolique de 1926. L’Empire ottoman s’est effondré, et la jeune république peine à trouver ses marques. Au cœur de ce grand bouleversement se tient un homme : Şehsuvar Sami — autrefois militant du Comité Union et Progrès, aujourd’hui agent usé par les épreuves. Un réseau implacable d’intrigues se tisse autour de lui. D’un côté, Ester — la femme qu’il a perdue, mais qu’il n’a jamais pu effacer de son cœur ; de l’autre, la catastrophe historique qui s’est abattue… Un pays perdu, une ville perdue, une vie perdue. Et, dans son esprit, une même question demeure : est-ce l’État qui est sacré, ou l’être humain ? « La mort commence par la perte de nos villes. » Je ne sais plus qui a dit cela, mais, hélas, c’est vrai… Vrai, certes, mais incomplet. La mort commence par la perte de nos villes et s’achève par la perte de notre patrie. Mais qu’est-ce qu’une patrie, au juste ? N’est-ce qu’une étendue de terre — vastes mers, lacs profonds, montagnes escarpées, plaines fertiles, forêts luxuriantes, cités grouillantes ou villages paisibles ? Non, la patrie revêt une signification qui transcende tout cela. Elle n’est pas qu’un simple territoire, un réseau de cours d’eau ou une vaste étendue boisée… Une patrie, c’est la tendresse d’une mère, les cheveux grisonnants d’un père, un premier amour, un enfant qui naît, les tombes de nos ancêtres… Un être sans patrie ne peut mener une véritable existence. Oui, il fut un temps où mon esprit et mon cœur étaient emplis de telles pensées. Et aujourd’hui ? Aujourd’hui, je ne sais plus…

1926 yılının o hüzünlü sonbaharı. Osmanlı İmparatorluğu yıkılmış genç cumhuriyet ayaklarının üzerinde durmaya çalışıyor. O büyük altüst oluşun içinde bir adam: Şehsuvar Sami... Bir zamanların İttihat ve Terakki fedaisi şimdilerin yorgun komitacısı. Şehsuvar Sami'nin etrafında dönen amansız bir entrika. Bir yanda kaybettiği ama hiçbir zaman yüreğinden çıkartamadığı sevgilisi Ester öte yanda yaşanılan tarihsel bozgun... Kaybedilen bir ülke kaybedilen bir şehir kaybedilen bir hayat. Ve aklında hep aynı soru: Devlet mi kutsaldır yoksa insan mı? "Ölüm şehirlerimizi kaybetmekle başlar." Kim söylemişti bu cümleyi hatırlamıyorum ne yazık ki doğru... Doğru lakin eksik. Ölüm şehirlerimizi kaybetmekle başlar vatanımızı kaybetmekle neticelenir. Sahi nedir vatan? Bir toprak parçası mı uçsuz bucaksız denizler derin göller yalçın dağlar verimli ovalar yemyeşil ormanlar kalabalık şehirler tenha köyler mi? Hayır bütün bunların ötesinde bir anlam taşır vatan. Ne sadece toprak parçası ne su havzaları ne ağaç silsilesi... Annemizin şefkati babamızın saçlarına düşen ak ilk aşkımız doğan çocuğumuz dedelerimizin mezarlarıdır vatan... Vatanı olmayan insanın hayatı da olmaz. Evet bir vakitler zihnim kalbim bu fikirlerle doluydu. Şimdi? Şimdi bilmiyorum...